Gözlerim gözlerine değince yeşile çalan imgesinde öyküler fısıldadı bana. Gözlerimin kestane rengindeki çocuğunu masallarıyla yeşiline boyadı. Okuduğu şiirleri gördüğü kentleri aynadaki yalnızlığını anlatıyordu bana. Onun gözleriyle görüyordum onu. Gözlerine dokunuyordum.Artık bir başkası değil adeta kendisi olmuştum. Bir çoban yıldızıydı gözleri. Özleminle yitirdiğim yoldan beni ona götürüyordu..Elimi yüzüne değdirdiğimde kapanan gözlerini özlüyordum bir anda.Tenine dokunaksa şiir yazmaktı. Saçlarına dolanan bahar avuçlarımda 'Dokunuş' çiçeklerinin açmasına vesile olurken parmaklarıma düşen cemrelerle cümlelerimi şiir ikliminde ısıtıyordum. Bitimsiz bir kitaptı gözleri. Ben okudukça o yeni bakışlar yazıyordu. Kaldığım yeri hep unuturdum. Yeniden 'Okuyayım' desem gözlerini bambaşka kelimelerle yeşile boyanıyordu. Ona bakmak görmeyi yeniden öğrenmekti


Dudağım dudağına şavkıyınca okuduğu şiirleri duyumsadım. Önce Ümit Yaşar'ın sonra Sunay Akın'ın dizelerinin tadı kaldı dudağımda. Bir öpmesiyle okuduğu şiirleri bırakıyordu dudaklarıma. Öperek konuşuyordu.... Oruç Aruoba'nın etikalarını son öpüşüne saklamıştı. Özlemişti anlaşılan. Sonra dudaklarını iki mısra uzaklaştırdı bana. Sonra bir şiirin yazılma sancılarını serpti us'uma. Son dize yazılana kadar virgüllerimizle bekleyip üç noktamızla düşündük. Aramızda ne mi vardı? Tabii ki şiir vardı. Onu teneffüs ediyordum. Aldığı havayı paylaşıyordum. Ya da hava diye onu soluyordum. Dudağıma ilham perisi konmuştu. Yeniden sığındım dudaklarına. Kentime özlem yağmurları yağarkendudaklarının sanattan sundurmasının altında dudaklarıma sinen öyküleri teninde temize çekiyordum. Öptükçe sesine sinen dizelerin o içimi ürperten tonu doluyordu dudaklarıma. Onunla değil de şiirle öpüşüyordum sanki. Dudağına dokundukça dinliyordum onu. Sesi sesime karışıp kağıtlara şiir diye öykü diye akıyordu. Us'umda kalanlarsa felsefe oluyordu....Dudağının dudağımda filizlenmesidir onu öpmek. Havaya karışan kokusunu dudağıma ekmesiyle bir gonca şiir belirir. Sonrasıysa onun tadı... Alabildiğine o yeşeriyordu. Dudaklarında susmak susamaktır kelimelere.Kana kana onu içerdim. Kana kana şiir susardım.

Sonra elim ellerine değdi: sıcacıktı. Bir düş kadar sıcak. Bir çocuk gibi masumdu. Avuçlarında kuruttuğu dokunuşlarını dağıtmadan işliyordu benliğime. Sanki elinde bir kalem kağıda şiir yazar gibi dokunuyordu. Öylece aldım ellerini avuçlarımın içine.Yazamadığı şiirleri usulca bıraktı parmaklarıma.Dokunduğu çiçeklerin kokusu ve narinliği sinmişti ellerine. Bundandır parmaklarını aralayışının bir gülün açışına benzemesi. Bundandır ona her dokunuşumda şiir kokmalarımın. İlhamıma saplanan tatlı bir tebessümdü dikeni. Ellerinin çizgileridir canıma batıp beni böyle şair eyleyen...


Tenine dokunmaksa Tanrı'ya dokunmak gibiydi. Aşk ile bezenip çile ile yücelmekti; elini kevser ırmağına değdirip sarhoş olmaktı ona dokunmak. Ölümü yaşamadan ötesinde ne olduğunu nasıl bilemezsem ona aşık olup dokunmadan içinde neler olduğunu bilemezdim. İsa'nın Meryem'in rahmine düşmesiydi ona dokunmak.Muhammed'in miraca yükselmesiydi; bir peygambere inen vahiydi ona dokunmak. Bir şiiri kağıttan alıp bedene dolamaktı ona dokunmak...


O konuşunca şiir dile gelirdi. Tüm romanlar sayfalarına gömülüp onun ahiretinde uyanmayı beklerdi. Şarkılar onun sesine kadar sessiz onun sesiyle melodilerle sevişirdi. Onun sesi benim yalnızlığımdı...

Yunus Bektaşoğlu

not;yazarın izni alınmıştır.